Edirne Türkiye 

II.Bayezid Külliyesi: Müzikle Tedavi

Trakya Üniversitesi Sultan II.Bayezid Külliyesi Sağlık Müzesi: 2004 Yılında Avrupa Konseyi Avrupa Müze Ödülünü almış, Osmanlı tıp teknikleri ve eğitimini yaşatan tek müzedir ve tıp tarihimiz açısından önemlidir. Vakıflar Genel Müdürlüğü 1984 yılında külliyenin cami hariç diğer bölümlerini Trakya Üniversitesi’ne tahsis etmiştir. Sultan II.Bayezid tarafından 1484- 1488 yılında Edirne’de yaptırılan külliyenin içinde yer alan darüşşifa ve hemen bitişiğindeki tıp medresesi ve yanısıra sosyal, kültürel ve dini nitelikteki yapılar bulunuyor. Önemli kısmı Tıp Medresesi, şifahane bölümlerinden oluşuyor. 18 öğrenci odası, bir dershane ve bunların açıldığı bir orta avlu bulunuyor. Şifahane bölümüne iki avludan geçilerek girilir. 12 odanın bulunduğu birincisi geniş avluda poliklinik hizmet ve yönetici odaları 4 odanın bulunduğu ikinci avlu eczane ve ilaç depolarından oluşuyor. 6 kışlık ve yazlık yatak odası ile 1 musiki sahnesi bulunuyor. Döneminin en önemli tıp okullarından biriydi ve hastaneye hekim yetiştirirdi. Müderris adı verilen hocası ve yardımcısının yanında kütüphane görevlisi ve 18 öğrencisi vardı. Hocasına günde 60, öğrencilerine ise 2 akçe ödenirdi.
Musikiyle hasta tedavisi bu hastanenin en önemli özelliğidir. Tedavide musikinin yanı sıra su sesi ve güzel kokudan da yararlanılmaktaydı. Müzik terapi anlayışı, fiziksel ve ruhsal hastalıkların tedavisinde uygulanması dikkat çekicidir. 10 kişiden oluşan musiki topluluğunun haftada 3 gün verdiği musiki konserleri yankılanmadan binanın her tarafından rahatlıkla dinlenebilir ve her hastalığa göre farklı makam çalıp söylenirdi. Havale ve felç rahatsızlıklarında Rast, sinirli kişilere Irak, baş ağrısı için Rehavi, kalp hastalıkları için Zengule, zihni açıp zekâyı arttırmak için ise İsfahan makamı çalınırdı. Evliya Çelebi’nin “Orada öyle bir darüşşifa vardır ki; dil ile tarif edilmez, kalem ile yazılmaz” demektedir.
1821 yılındaki birinci Rus işgali hem Edirne hem de külliye için yıkım olur. Uzun yıllar her çeşit hastalığın tedavisi için hizmet veren yapı teknik ve maddi yoksunluklar sebebiyle hizmetlerini veremez hale gelir. 1877-78 yılındaki ikinci Rus işgali yıllarına uzanan bir süreçte burası yalnızca akıl hastalarının çok kötü koşullarda tecrit edildiği bir yer haline gelir. 1875 yılında Safvet Paşa’nın sadrazamlık makamına yazdığı mektupta “üzerlerinde birer keçe elbise ve boğazlarından duvarlara kalın zincirlerle bağlı, on veya yirmi kadar akıl hastası bulunduğunu ve Tunca Nehri’nin suları kabararak taştığında sular, darüşşifadan içeriye girdiğini Valilerin, halk arasında yayılan “Edirne Valileri eğer dârüşşifayı görmeye gelirlerse, hemen görevlerinden azledilirlermiş” rivayetine inanarak ziyaret bile etmediklerini yazar. Savaş sonrası 1883 yılında buradaki hastalar İstanbul’a Topbaşı Bimarhanesi’ne nakledilmiştir. 1906 yılında ordudan atılanlar için bir cezaevi olarak kullanılır. İstanbul hastaneleri dolunca geri kullanıma açılır. 1915 de burayı inceleyen Dr. Mazhar Osman el ev ayak kemiklerinden kelepçeli 5 kadın 40 erkek hastayı önce Edirne’nin Kıyık semtinde bulunan Fransız Hastanesi’ne buradan da Topbaşı Bimarhanesi’ne sevk eder. Yunan işgali döneminden 1964’e kadar yıkık dökük halde kaderine terkedilir. 1964 Vakıflar genel müdürlüğü restorasyon yapar ve 1984 de üniversiteye devreder.

 

İlgili Yazılar

Leave a Comment